z

Sinema ve Edebiyat Söyleşileri
Sinema Edebiyat Söyleşi Serisi’nde bu yıl OOfis Alan’da yeni bir program başlatıldı. Yazılı ve sözlü edebiyat, mitoloji, kısa öykü ve romanlar ile bunların sinema uyarlamaları, Dr. Ali Murat Varlı’nın yönetiminde düzenlenen etkinliklerde tek tek ele alındı. Katılımcılarla birlikte, ilk edebî metinlerin hangi ihtiyaçtan doğduğu, nasıl aktarıldığı ve zaman içinde nasıl dönüştüğü üzerine karşılıklı bir sohbet yürütüldü. Böylece hikâyelerin farklı mecralarda yeniden hayat bulduğu; bir kitabın satırlarında kurulan dünyanın sinemada görüntüye, sese ve bambaşka bir anlatı diline dönüşebildiği tartışıldı.
Bu söyleşilerde her buluşmada önce seçilen metinler edebiyat perspektifinden incelendi, ardından bu metinlerin sinema ve ekran uyarlamaları üzerinden başka bir sanat dilinde nasıl yeniden kurulduğu değerlendirildi. Dr. Ali Murat Varlı’nın eğitmenliği ve konuk akademisyenlerin katkılarıyla, bir hikâyenin sayfadan perdeye uzanan yolculuğunu çok yönlü biçimde okuma imkânı sunuldu.
İlyada ve “Troya”
10 Aralık tarihli ilk buluşmada Antik Yunan edebiyatının en önemli destanlarından biri kabul edilen İlyada ele alındı. Homeros’a atfedilen bu epik eser, Troya Savaşı’nın son dönemlerine odaklanırken, onur, şan, kader, öfke, savaşın yıkıcılığı ve ölümlülük gibi temaları merkeze alır. Tanrıların ölümlülerle sürekli ilişki içinde olduğu bu dünyada, kahramanlar hem kişisel şan peşinde koşar hem de kaçınılmaz yazgılarıyla yüzleşir. Söyleşide Murat Hoca, klasik bir metin çözümlemesinin ötesine geçerek “İlyada’yı, kendi çağı için bir tür kolektif bilgi ve hafıza kaydı, yani bugünün Wikipedia’sına benzer bir işlev üstlenen bir metin gibi düşünebilir miyiz?” sorusunu ortaya attı. Bu çarpıcı soru üzerinden metnin, sözlü anlatı geleneğinden yazılı forma geçişte nasıl bir rol oynadığı tartışıldı.
24 Aralık’ta Prof. Dr. İbrahim Şirin’in katılımıyla Wolfgang Petersen’in yönettiği Troya filmi incelendi. 2004 yapımı film, İlyada’daki Troya Savaşı anlatısını modern sinema diliyle yeniden yorumlar; Homeros’un destanındaki kahramanlık, onur ve trajedi temalarını daha çok büyük savaş sahneleri, yıldız oyuncu performansları ve görsel efektler üzerinden görünür kılar. Söyleşide, destanın çok sesli, tanrılarla insanlar arasındaki gerilimleri vurgulayan yapısının, filmde daha çizgisel bir hikâyeye ve belirgin karakter çatışmalarına dönüştürülmesi üzerinde duruldu. Böylece aynı temel hikâyenin, sözlü anlatıdan yazıya, oradan da epik şiirden blockbuster sinemaya geçerken nasıl dönüştüğü katılımcılarla birlikte değerlendirildi.
Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi
7 Ocak buluşmasında F. Scott Fitzgerald’ın “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi” adlı kısa öyküsü incelendi. İlk kez 1922’de yayımlanan bu metin, yaşlı bir bedenle doğup giderek gençleşen bir karakter üzerinden, zamanı tersine çeviren ironik ve yer yer alaycı bir anlatı kurar; Fitzgerald bu hikâyede yaşlanma, toplumsal normlara uyum, “normal” kabul edilen hayat çizgisi ve kimlik algısı üzerine düşündürür. Dr. Ali Murat Varlı, yalnızca metnin içeriğine değil, öykünün içinde geçtiği caz çağının kültürel atmosferine ve Fitzgerald’ın yaşam öyküsünün metne yansımalarına da odaklandı; böylece eser, hem dönem bağlamında hem de yazarlık serüveni içinde katman katman açıldı.
21 Ocak’ta ise David Fincher’ın 2008 tarihli The Curious Case of Benjamin Button film uyarlaması tartışıldı. Fitzgerald’ın alaycı kısa öyküsü, filmde melankolik ve romantik bir tonda, yaklaşık üç saate yayılan epik bir yaşam hikâyesine dönüştürüldü; film, zamanın akışı, kayıp, hatıralar ve ölüm karşısında insan deneyimi üzerine daha duygusal ve görsel bir dil kurar. Dr. Ali Murat Varlı ve Doç. Dr. Harun M. Töle ile yapılan söyleşide, kısa bir metnin sinemada nasıl geniş bir dramatik yapıya dönüştüğü, karakterlerin derinleştirildiği ve öykünün tonunun nasıl değiştiği üzerinde duruldu.
Susuz Yaz
4 Şubat tarihli üçüncü buluşmada, Necati Cumalı’nın toplumsal gerçekçi çizgideki metinlerinden biri olan “Susuz Yaz” öyküsü incelendi. Cumalı’nın avukatlık yaptığı yıllardaki gözlemlerine dayanan bu hikâye, İzmir’in Urla ilçesine bağlı Bademler köyü çevresinde suyun paylaşımı etrafında gelişen bir çatışmayı ele alır; toprak ve su mülkiyeti, iktidar ilişkileri, kırsal yaşamın sert koşulları ve kadının toplum içindeki kırılgan konumu metnin merkezinde yer alır. Söyleşide, Cumalı’nın yaşadığı coğrafyanın anlatıya nasıl yansıdığı, hukuk bilgisinin çatışmayı ne kadar inandırıcı kıldığı ve kadın karakterler üzerinden toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl görünür kılındığı tartışıldı.

18 Şubat’ta yönetmenliğini Metin Erksan’ın yaptığı 1963 yapımı Susuz Yaz filmi ele alındı. Film, Necati Cumalı’nın öyküsünden uyarlanmış olup çekimleri de öykünün geçtiği yer olan Bademler köyünde yapılmıştır; susuzluk, ekonomik baskı, kadın bedeni üzerindeki tahakküm ve kırsal Türkiye’deki güç mücadeleleri, güçlü bir görsel dil ve psikolojik atmosferle anlatılır. Sansür Kurulu’nun itirazları ve çeşitli engellemelerine rağmen film, uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış; Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanarak Türk sinema tarihine damgasını vurmuştur. Söyleşide, bu sansür süreci, filmin toplumsal gerçekçi estetiği ve edebî metindeki atmosferin sinemada nasıl yeniden kurulduğu ayrıntılı biçimde değerlendirildi.